Odunlarla dijital santrallere mi saldıracağız?

Odunlarla dijital santrallere mi saldıracağız?

PAYLAŞ
0

Kelime anlamı “Makine Kırıcılık” olan Luddizm, sanayi devriminin ilk dönemlerinde, 1800’lü yılların başında İngiltere’de ortaya çıkan bir akım, işlerini kaybetmemek için makinalara karşı örgütlenerek tahrip eden bir toplumsal hareketin adıydı.

Makinaların üretimi karşısında eski yöntemler ile üretimin rekabet edememesi, üreticilerin gerçek düşmanlarını görememeleri ve düşmanın makinalar olduğu algısını yaratmıştı.

İngiltere’de başlayan bu akım tarihte birçok kez farklı yerlerde canlanmış, her defasında sert şekilde bastırılmış ve sonunda gelişmiş ülkelerde ekonomilerin düzelmesi ile tarihe karışmıştı. Osmanlı’nın son zamanlarında da, örneğin 19.yy ortasında İzmir’de bir çırçır fabrikası yakılmış, gene Uşak’ta 1900’lerin başında bir yün fabrikası kendi çalışanları tarafından yakılarak tahrip edilmişti. Gerekçe ise aynıydı, yerel üreticinin makinalar ile rekabet edememesi.

UBER’E ODUNLA SALDIRMAK

Defalarca çok severek izlediğim Vizontele filmini görenler hatırlar, kasabanın sinema sahibi TV’ye savaş açmıştı. Günümüzde de benzeri Luddist hareketler, Uber karşıtlığı vb. örnekleri ile mevcut. Uber örneğinde, teknolojik bir gelişim maalesef ülkemizin de dahil olduğu bazı coğrafyalarda Vandalizm ile başlayıp oy kaygıları ile şekillenmiş, sonuç olarak yasaklanmıştır.

Uber araçlarına odun ile saldırmak yerine nasıl rekabet edebilirim, neden müşterim Uber’i tercih ediyor ‘u konuşabilseydik medeniyet yolunda bir adım atmış olacaktık. Anlaşılan bir süre daha tüm trafik kurallarını ihlal eden, bol küfürlü ve müşteri seçmeli bir ulaşım yöntemi olan taksiler ile maceralı seyahatlere bir süre daha mecbur kalacağız.

Teknoloji ile savaşanlar tarihte hep kaybetmiştir. Asıl hedeflenmesi gereken, teknolojinin hayatımıza nasıl adapte edildiği, insanların işlerini kaybettirmek yerine daha verimli çalışmalarını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle bir sabah kalktığımızda kaybettiğimiz işlerimizin suçlusu olarak makinalara saldırmak yerine, gündemi en yakından takip edip kaçınılmaz olan değişimlere hem işveren hem çalışanlar olarak nasıl en kazançlı şekilde ayak uydurabileceğimizdir.

HARDWORKİNG DEĞİL SMART ÇALIŞMA

Artık günümüzde eski dönemlerde olduğu gibi yoğun ve yıpratıcı şekilde değil, daha akıllıca ve verimli çalışmak gündemde. Modern dünyanın hedeflerinden biri, iş ve yaşam dengesini makul seviyelere getirmek.  Burada önemli nokta bazen çoğunlukla yanlış anlaşılan, otomasyon insanların yerini mi alacak değil ; daha az çalışalım daha az üretelim asla değil, daha verimli, daha  yaratıcı, daha insani koşullarda çalışmak. Kendimize ve ailemize daha çok vakit ayırmak ancak işimizde de daha verimli olmak. İngilizce’de kullanılan tabiri ile, artık hardworking değil smart çalışmak rekabetçi şirketlerin vizyonunda.

Türkiye’de ise endüstriyel devrimimizi tamamlayamamış olmamız en son gelişmeleri takip etmemize bir engel değildir. Üretim ve patent ağırlıklı bir ekonomi henüz yerleşmedi, kaçırdığımız fırsatların telafisi farklı bir yönetimsel yaklaşım ile her zaman mümkün olacaktır. Ancak dijitalleşme olgusunu kaçırırsak bir daha telafisi olmayacak bir ekonomik geri kalma girdabına gireriz. Peki neyi dijitalleştireceğiz ya da bir kesimin sürekli dilinde olan dijitalleşme nedir, neden gereklidir?

Bu kelime aslında oldukça eski. Neredeyse hidroelektrik tarihi kadar eski. Dijitalizasyon, projelerin dizaynı, işletmesi ve bakımı gibi her alanda gündemde. Birbirine bağlı endüstriyel sistemler onlarca yıldır var olmasına rağmen, 90’lı yılların ortasında yeni bir kavram çıktı, bu da nesnelerin interneti idi.

INTERNETİN HIZLANDIRICI RÜZGARLARI

Brandon Owens ve Debora Frodl, GE’s Ecomagination bölümünden, temel fikir, ortak kullanımda olan nesnelere birer sensör ekleyerek internete bağlamaktı. Bu sayede enterkonnekte bir iletişim ağı üzerinden her bir nesnenin 300 exabyte büyüklüğünde verileri uzaktan gözlemlenip kontrol edilebilecekti.

MIT’nin Auto ID merkezinin kurulması ve ilk makine-makine iletişim protokolünün tanıtımı ile birlikte, MQ Telemetri nakli, 1999 yılı itibarı ile üçüncü jenerasyon endüstriyel kontrol sistemlerinin ilk adımı atıldı.

Bunun sonucu olarak Endüstri 4.0 kavramı ortaya çıktı. 2000’li yılların ilk 10 yılında bilgi sistemlerinin nesnelerin interneti felsefesini endüstriyel makinalara uygulanmasının sağladı. Düşen maliyetler ille birlikte, teknoloji ilerledi ve yaygınlaştı, bilgisayarlar minyatürleşti, daha geniş bir ağ kullanıldı ve bulut kullanımı arttı. Tüm bu teknolojik trendler Endüstriyel internetin hızlandırıcı rüzgarları idi.

HES’LER DİJİTALLEŞMEDE İYİ SEVİYEDE

Tam anlamıyla dijital santrale geçiş süreci birçok işletmeci ve santral sahibi için yarım kalmış ve tamamlanması uzun sürecek bir iştir. Ancak bu hiç adım atılmamış anlamına gelmez. Günümüzde Hidroelektrik santraller dijitalleşmede iyi seviyelerdedir. Bu anlamda ilk adımlar çoktan atılmıştır. Fakat bütçe ve kısıtlı zaman nedeni ile kurulan dijital sistemler birbirleri ile iletişimde olmadan müstakil şekilde çalışmaktadır.

Buna günümüzde oldukça moda olan akıllı evler üzerinden bir örnek verelim. Birçoğumuz evlerimizde eski ampulleri yeni, uzaktan özel uygulamalar ile kontrol edilebilen LED lambalar ile değiştiriyoruz, Wi-Fi sistemine bağlı oda termostatları takıyoruz ve bluetooth kumandalı kapı kilitleri kullanmaya başlıyoruz.

Tüm bunlar konfor artırıcı aynı zamanda enerji tasarrufu sağlayan modern kolaylıklar. Ancak bu şekilde birbirinden bağımsız olmaları uzay çağı rüyasına çok dauymuyor. Şöyle olsaydı; ev sahibinin gelişini önceden tespit edip ev sıcaklığını ayarlasa, eve girerken kapıyı açıp ışıkları uygun seviyeye getirse, nasıl olurdu?

Bu analojiyi hidroelektrik santrallere uygularsak; kavitasyon gözlemleri, dijital governörler, amacı toplam verim artışı olan, tamamen birbirleri ile iletişim halinde olan tüm hareketli ve statik parçalar, önemli bir adım olurdu.

Ancak bu bile dijitalleşmenin gerçek anlamda potansiyelinin çok altında bir seviye. Temel santral parçalarının dijitalleşmesi, verim ve üretimi artırırken aynı zamanda daha geniş bir bantta çalışmasını sağlamak, aynı zamanda parça ömürlerini simüle ederek en optimum aralığı yakalamaktır. Burada örneklemeler sonsuzdur, gerekecek yedek parçanın sistem üzerinden otomatik olarak üreticiye önceden siparişi, kargo ile sahaya getirilmesi, teknik ekibe iş emri açılması, arıza gerçekleşmeden hemen önce parçanın uygun zamanda değiştirilmesi gibi hayal gücünü zorlayacak birçok örnek verilebilir.

GELECEĞİN DÜNYASI

Bulut sistemi üzerinden görüntüleme, izleme, analitik yazılımlar dijital pazarın en önemli unsurlarıdır. Eşyaların interneti, tam bir dijitalizasyon için gerekli şarttır. 2017 yılında Navigant Araştırma kuruluşu tarafından yayınlanan bir raporda, dijital transformasyonun asli amacının, bir iş modelinin tamamen bakıma alınması ve yepyeni bir hale gelmesidir.

Wehnharddt’ın dediği gibi, bu modelde bir dijital ikiz yaratmak, bu ikiz tesis üzerinde gerçek hayattaki tüm bakımları, yeni ürünleri, servis işlemlerini modellemek işin püf noktasıdır. Dijitalizasyon, analogdan dijitale geçişten ziyade, doğru verilere ulaşmak, bu verileri en iyi şekilde analiz etmek ve gerekli tedbirleri almaktır. Sonuç olarak, hidroelektrik santrali işletmecileri doğru zamanda doğru kararlar alabileceklerdir.

Dijital santral, ideal koşullara dizayn aşamasından başlayıp inşaat aşamasında ve devreye girdikten sonra her süreçte faydalıdır. Santral, masaüstü bilgisayarlardan, tabletlerden, sanal gerçeklik gözlüklerinden izlenebilir, tüm yatırımlar mükemmel bir tasarım ile kontrol edilebilir ve gözlemlenebilir.

Santrallerden toplanan tüm veriler bulut sistemi üzerinde güvenli bir şekilde depolanır, oluşan arıza ve hatalar kaydedilir, gerekli önlemler ve çözümler en verimli şekilde modellenir ve arızalar olmadan önce çözümler hazırdır. Tek bir santral değil, benzer koşulları olan tüm santrallerdeki veriler karşılaştırılır, en uygun çözüm ve tedbirler, yapay zeka ile kullanıcının onayına sunulur.

Tek bir santralin veriminin ve emre amadeliğinin artmasının yanısıra, dijital santraller diğer santraller ile birlikte senkronize çalışmada en verimli şekilde işletim yönünde optimize edilir. Bu son derece önemlidir. Hidroelektrik santrallerin, rüzgar, güneş gibi diğer değişken kaynaklı yenilenebilir enerji santralleri ille senkronize edilmesi günümüzde büyük önem kazanmıştır.

90 MİLYAR DOLARLIK DİJİTALİZASYON

Bir diğer konu, dijitalizasyon insan ve makinalar arasında yeni iletişim yöntemleri geliştirmiştir. Bakım ve onarım süreleri önceden tespit edilebilir optimize edilebilir duruma gelmiştir. Bazı tam dijital santrallerde kritik durumlarda kendi kendine karar alabilecek algoritmalar adapte edilmiştir. Böylece maksimum kar sağlanır.

Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta farklı sistemlerin farklı üreticilerin yaptıkları dijital eko sistemlerin birbirleri ile uyumudur. Bu amaçla bazı standardizasyon çalışmaları ve kurallar getirilmiştir. Siber ataklar ve saldırılara karşı da güvenli bir sistem geliştirmek gereklidir. Artık siber saldırılar, fiziki saldırılardan daha korkutucu ve hasar verici hale gelmiştir. Önümüzdeki on yıllık dönemde, GE’nin projeksiyonu 90 milyar dolarlık bir dijitalizasyon pazarını göstermektedir.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Navigant raporunda kullanım yerinde santral kurulumu, mikro şebeke sistemleri ve diğer merkezi yerine domestik çözümler ile, 2020 yılına kadar 6000 GW’lık enerji üretim tesisi sistemden düşebilmekte ya da bir diğer deyişle 40 milyar dolarlık tasarruf sağlanabilmektedir.

DEĞİŞİMİN PARÇASI OLABİLECEK MİYİZ?

Bazı firmalar kendi bünyelerinde üst düzey dijitalizasyon birimleri oluşturmuşlardır. Santral işletme ve bakımlarının uzun vadede optimizasyonu, farklı enerji üretim tesisleri ile entegre edilmesi, durum gözlem ve analiz sistemleri, dijitalleşmenin getirdiği ek maliyeti kısa sürede amorti etmektedir. Özellikle rehabilitasyon gerektiren santrallerde bu geri dönüş süresi çok daha kısadır. Kabul edilmesi gereken bir gerçek ise, akıllı hidroelektrik santraller geleceğin teknolojisi değil,  çoktan var olan ve uygulamaya hazır bir kavramdır. Önemli olan işletme sahiplerinin bu duruma ne kadar hızlı şekilde adapte olacaklarıdır.

Hidroelektrik santraller dijitalleşme sayesinde önleyici bakımlar, yüksek operasyonel verim sağlanabiliyor. Dijitalleşmenin dizaynı, yapımı ve devreye alınması hala bir bilim kurgu gibi algılansa da, birçok santral için artık hayatın bir gerçeği olarak karşımıza çıkmıştır.

Bir açıdan, hidroelektrik sektörü ortalama yaşı gereği dijitalleşme kavramını en uzaktan yakalamaya çalışmaktadır. Ancak rehabilitasyon ve güç verim iyileştirme çalışmaları günden güne yaygınlaşmakta ve  dijitalizasyon ile birlikte geleceğin nasıl şekilleneceğine yön vermektedir.

2017 yılında General Elektrik ve Uluslararası Hidroelektrik Birliği’nin (IHA) ortak çalışmasında, dünyada o dönem kurulu HES gücü olan 1.225 GW kapasitenin dijitalleşmeye geçiş ile toplamda 42 TWh üretim artışı veya 5 milyar dolar yıllık ek enerji geliri elde edilmesi demektir. Aynı zamanda karbon dioksit emisyonlarının azalması ekstra bir getirisidir.

Dijitalizasyon felsefesi sadece entegre elektronik devrelerden ibaret değildir, verim artışı, maliyetlerin azaltılması yönünde olağanüstü hızla gelişen bir teknolojik devrimdir. Vermemiz gereken karar, odunlarla dijital santrallere mi saldıracağız yoksa bu değişimin bir parçası mı olacağız?

BİR CEVAP BIRAK