Çevrim içi kalalım

Çevrim içi kalalım

PAYLAŞ
0

“Çevrim içi Olmak” günümüzde sıklıkla kullanılan bir ifade olup “sosyal varlık olarak hayata bağlanmak, hayatın içinde aktif olmak” anlamına geliyor. Artık neredeyse uyku dışındaki tüm zamanımızda dünya ile bağlantı halinde yaşıyoruz. Diğer taraftan da çevrim içi yani aktif bireyler olmak beraberinde sorumluluklar getiriyor zira böylece lokal ve global her türlü gelişmelerden bilgimiz oluyor ve bilginin de sorumluluk veren bir huyu var.

Kendimizi sınırlı tutmaya çalışsak dahi bilgiler bir şekilde bir kaynaktan geliyor misal; küresel ısınmadan, buzulların eridiğinden, yaşadığımız iklim değişikliklerinden, kuraklığın başladığından ve havanın kirliliğinden haberi, bilgisi olmayan kaldı mı? Haberi olmayan kaldıysa da onları da o güzel uykularından uyandıralım zira yaşanan ve yaşanacak tüm bu sonuçlar uyuyan ve uyanık olan herkesi aynı şekilde etkileyecek.

Doğayı düşünmüyoruz da peki ya kendi sağlığımızı? Pandeminin başlarında bağışıklık sisteminin güçlü olması adına neler yenilmeli, neler yapılmalı çokça yazıldı, konuşuldu. Bilimsel çalışma yapan kişi ve kurum beyanlarını dikkate almamız gerçekliği ile Dünya Sağlık Örgütü’nün 2018 yılındaki şu açıklamasına tüm dikkatimizi vermemiz gerektiğini düşünüyorum; “Hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı yılda 7 milyona ulaştı, dünya genelinde 4 milyon 200 bin kişi ise doğrudan kirli havayı soluduğu için hayatını kaybediyor. Sanayi tesisleri, otomobiller ve diğer ulaşım araçlarının açığa çıkardığı sağlığa zararlı gazlar ölümlerde büyük rol oynamakta. Kirli hava partikülleri solunum yollarına, ciğerlere ve oradan da kan-dolaşım sistemine girerek insan sağlığını tehdit ediyor.”

VİRÜSLER DE SAĞLIKLI OLMAMIZI İSTİYOR ASLINDA

30 Nisan’da yayımlanan yeni bir araştırmaya göre de, pandemi karantinası nedeniyle Avrupa’da artan hava kalitesi, 11.300 erken ölümün engellenmesine eşdeğer fayda sağlamış.

Yanısıra hatırlarsanız hepimize okul dönemimizde “beynin iki gıdası vardır, oksijen ve glikoz” bilgisi verilmişti. Elimizde bu bilgiler ve veriler var iken bilmeliyiz ki temiz hava soluyamadığımız sürece ne yaparsak yapalım bağışıklık sistemimiz güçlü olamayacak ve sağlığımız tehdit altında olacak. Hatta biraz ironi yapıp tersden gidersek,  virüslerin de birer canlı organizma olması ve canlı kalma içgüdüsüne sahip olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, onların bile aslında yaşamak için ihtiyacı olan sağlıklı bir canlı bedeni. Zira bulundukları bedenin yaşaması onların da yaşamının devamı demek.

Temiz doğa işine ben biraz farklı bir yönden bakıyorum o da “Vicdan”. Gezegen tüm canlıların ortak evi ve tüm canlıların yaşamsal eşit hakları var. İnsanlar elindeki muhakeme gücünü maalesef çok zaman ihtiraslarına yenik düşürüyor, aslında sonuçta kim yeniliyormuş, evlerimizden çıkamayarak, deneyimledik de.

Yine tersden gidersek belki de doğa Covid-19 türü virüslerle antikor salıyor ve kendini koruyor? Gezegeni paylaşmayı, diğer tüm canlıların varlığına, haklarına saygı ile beraberce yaşamayı bilmek özünde bir vicdan işidir. En basit yere sakız atarken onun bir kuşun gagasına yapışma ihtimali vicdanlardan hiç çıkmamalı.

İSRAF KÜLTÜRÜNDEN GELMEDİK

Doğaya zarar veren çöplerimize, attıklarımıza gelirsek; biz aslında bir israf kültüründen gelmedik daha yakın bir geçmişte teneke yağ kutularına çiçek ekilir saksı yapılır, alışverişte file kullanılır, mahallede komşular birbirleri arasında büyüyen çocukların kıyafetlerini küçüklere verir, kadınlar mutfak malzemelerini bozulmadan mutlaka kullanır en olmadık komşular ortak malzemeleri ile pasta börek yapardı. Bütün bunlar, özellikle pandemi dönemi, teknik terimle hepimize tekrar hatırlatıldı; “dayanışma, paylaşım ekonomisi” olarak.

Annelerimiz, anneannelerimiz patchwork (kırkyama) tekniği ile çeşitli bez parçalarını bir araya getirir, değişik şekillerde desenlerle tasarım yapar ve bu el sanatı ile gayet yaratıcı örtüler dikerlerdi. Aynı şekilde kalan farklı ipler boşa gitmez bunların örülmesiyle de kırkyama örtüler yapılırdı. Okurken bile içimizi ısıtıyor değil mi?

Kaynak yönetimin ev yönetimi ile başladığına inanmış biri olarak geçmişte Ev Ekonomisi adı ile 4 yıllık lisans, bugün Ev İdaresi adı ile 2 yıllık önlisans bölümü olan bu bölümlerimizi çok kıymetli buluyorum. Evimizden işyerimize kadar asıl olan, malzemelerin son kullanma tarihine hakim olmak ve nihayetinde gerçekten hiç kullanma ihtimali olmayan şeyleri çöpe atmak. Hem profesyonel iş hayatımda hem de özel hayatımda bunlara daima çok dikkat ettim. Size belki çok detay gelecek bir örnek vermek isterim.

Beyaz yaka çalışanların malum kuru temizleme ihtiyacı sıklıkla oluyor. Birgün çok sayıda elbise askısının birikmiş olduğunu farkettim yani ihtiyacımdan hayli fazla sayıda. Düşündüm bunları en çok kim kullanıyor, kimin ihtiyacı var ona vermeliyim, çöpe atmak asla bir seçeneğim değildi.

Hepsini topladım ve kuru temizleyicime götürdüm iade ettim.  O anı unutmam pek mümkün değil zira kuru temizleyicim bana “ 30 yıldır bu işi yapıyoum ilk kez  biri böyle bir şey düşündü, çok şaşırdım teşekkür ederim.” dedi.

Z KUŞAĞI İŞVERENLERİ MÜLAKATA ALIYOR

Siz de lütfen bu yazıyı okuduktan sonra bir düşünün evinizde, işyerinizde kullanmadığınız, sizin ihtiyacınız olmayan ancak bir başkasının ihtiyacı olan neleriniz var tespit edin hem sadeleşin hem de herşey kullanım ekonomisine dahil olsun zira dolaplarımızda istiflenmiş herşey bizlere ağırlık vermekte.

Bu bakış açısı ile plastik doğaya zarar veren ürünlerin tüketiminin azalmasına bir nebze katkıda bulunacağınızı unutmayın, doğaya zarar veren şeyleri azaltarak yaşam kalitemizi çoğaltmamız mümkün.

Kaynakların yetersizliğine inanmıyorum, ancak kaynakların etkin kullanılmamasına evet inanıyorum. Tasarruf anlayışı ile yaşamayı becerebilmek bizi günümüzün çok etkin kavramı olan “Sürdürülebilirliğe” taşıyor. Kaynakları etkin kullanmak da tek başına yeterli değil yansıra doğa ile uyumlu kullanmak esas.

Doğaya zarar vermemeye yönelik bazı eylem planları konuşuluyor keza bir tanesi de karbon ticareti, görüşüm; karbon bir ticaret unsuru olarak  ticarileşmiş bir ürün değil, azaltılması gereken bir salım olarak algılanmalı ve tüm önlem planları bunun üzerine inşaa edilmeli ve karbon salım azalımı sebebi de ekonomilerin yavaşlaması olmamalı..

Z kuşağının iş görüşmelerinde işverenlere “şirketlerinin çevreci politikalarını” sormaya başladığı bu dönemde artık roller değişiyor ve ezberler bozuluyor. Yeni nesil de işverenleri mülakata alıyor ve öğrenmeye çalıştıkları; bu kurum bana ve sonrasına neler vaadediyor, çevreci yaklaşımları ile beni ve çevreyi korumayı ne kadar önemsiyor, sorumluluklarını biliyor ve uygulamaya geçiriyor mu?

ÇEVRE POLİTİKALARI ŞİRKETLERİN İTİBARI

Yani demek istiyorlar ki; iyi şirket olmaktan önce iyi insan, iyi vatandaş mısınız? Bilinmeli ki çevre politikaları artık şirketlerin “itibarı”. Yeni nesil yeşili bir renk olmanın çok ötesinde algılıyor. Burdan işverenlere de nacizane önerim yeni nesil ile uyum aslında doğa ile de uyum, onlar unutulanları hatırlatan ve hayata dünya vatandaşı gözüyle de bakmayı bilen bir nesil.

Yazımın başında belirttiğim gibi çevrimiçi olduğumuz dönemde; bilmiyordum, haberim yoktu demek mümkün değil. Evet haberimiz var, bilgimiz var beraberinde de sorumluluklarımız var. Herhangi birşeyi çöp diye atmadan önce son bir kez bakalım o son bakıştan yaratıcı fikirler çıkıyor mu geri dönüşüm imkanı var mı, bir başkasının işine yarayabilir mi? Görmeyi bilirsek son bakış çok şey anlatabilir.

El ve ev işlerinin en iyi terapi, temiz havanın da en iyi bağışıklık sistemi ilacı olduğu gerçeği ile kalalım.

PAYLAŞ
Önceki haber“Yeşil elektrik” için yönetmelik çalışmaları tamamlandı
Sonraki haberYenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği- YENADER kuruldu
Seyran Hatipoğlu
Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olup, finans alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Osmanlı Bankası II. MT program sınavlarını derece ile kazanarak bankacılık sektöründe çalışmaya başladı. Bankacılık kariyeri boyunca sorumluluk alanları pazarlama, pazar analizi, mali analiz, bütçe hazırlığı, risk yönetimi, müşteri ilişkileri yönetimi ve kurum kalite denetçiliği oldu. Bankacılık kariyerinden yönetici pozisyonundayken ayrılarak girişimci olmaya karar verdi. Uluslararası bir gıda zincirinin Türkiye’deki ilk kadın franchisee olarak gıda sektörüne adım attı. Şirket isim hakkı için aldığı eğitimi de en yüksek not ile tamamlayarak uluslararası franchisee sertifikasına sahip oldu. Yenilikçi yaklaşımlarla ve iyi takım çalışması ile pazar payını artırmayı başardı. Yurt genelinde bir çok ilde KOSGEB’in üniversiteler, kalkınma ajansları, ticaret odaları, dernekler ve İŞKUR ile işbirliği içerisinde düzenlediği eğitimlerde yaklaşık bin kişiye teorik ve pratik eğitimler verdi. Sürdürülebilir enerji finansmanı konusunda özel sektör ve yerel yönetimlere eğitimler vermeye devam ediyor. Halen AB projelerinde kıdemli dış uzman olarak kariyerine devam ediyor. EBRD’in (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) TurSEFF (Türkiye’de Sürdürülebilir Enerji Finansmanı Fonu) isimli projesinde 7 yıldır Sürdürülebilir Enerji Danışmanı olarak görev yapıyor.

BİR CEVAP BIRAK