İklim krizinin küresel maliyeti 792 trilyon doları bulabilir

İklim krizinin küresel maliyeti 792 trilyon doları bulabilir

PAYLAŞ
0

Nature Communications dergisinde yayınlanan bir analiz, iklim krizi yeterli şekilde dikkate alınmazsa ve ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmakla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmezse küresel ekonominin 2100 yılına kadar 150 ila 792 trilyon dolar arasında bir ekonomik kayba yol açacağını gösteriyor.

Analizde küresel ısınmanın 1.5 – 2 dereceyle sınırlanması için alınacak tedbirlerin G20 ülkelerine maliyetinin 16 ila 103 trilyon dolar arasında olacağı hesaplanıyor.

Dergide yer alan analizde ekonomistlerin iklim krizinin etkisini genellikle piyasa ve piyasa dışı maliyetler açısından bölme, çıkarma, toplama veya ölçme biçiminde ele aldıkları belirtilerek,  “İnsan sağlığı ve ekosistem gibi piyasa ile ilgili olmayan etkiler oldukça gözlemlenebilir olsa da bu hesabın yapılması finansal olarak hesaplanabilecek piyasa etkilerinden daha zordur.” deniyor.

80 MİLYONLUK TAM ZAMANLIK İŞ KAYBI YA DA 2.4 TRİLYON DOLAR

Dergide yer alan bilgilere göre, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan bir rapor, daha sıcak hava ve ısı stresinin işgücü verimliliği ve çalışma hayatı üzerindeki etkisini araştırıyor. Isı stresi genellikle yüksek nemde 35 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda ortaya çıkan, vücudun tolere edebileceğinden daha fazla ısı anlamına geliyor.

Isı stresi bir mesleki sağlık riski olarak görülürken, çalışanların iş yapma yeteneklerini engelleyebiliyor, aşırı durumlarda, ısı çarpmaları nedeniyle ölümlere bile yol açabiliyor. Rapora göre sıcaklıktaki 1,5 derecelik bir artış bile, üretkenlikte yıllık çalışma saatlerinin % 2,2’sine kadar kayıplara neden olabilir. Bu 80 milyon tam zamanlı işe veya 2.4 trilyon dolarlık kayba eşdeğerdir.

ISI ARTIŞLARI 30 DERECENİN ÖTESİNE GEÇERSE

Farklı piyasa sektörlerinin iklim krizine karşı kırılganlığının farklı olacağı hatırlatılan analizde şöyle deniliyor: “Önemli ölçüde etkilenmesi beklenen bir ekonomik sektör tarım sektörüdür. Mahsuller sıcaklık ve yağış için optimum aralıklara sahip olduğundan, dünyadaki yağış modellerindeki değişimlerin tarımsal üretim üzerinde olumlu veya olumsuz bir etkisi olması söz konusudur.

30 dereceden daha düşük bir sıcaklık artışında hava modellerindeki değişiklikler, tepki olarak uygun topraklardaki coğrafi değişimler nedeniyle bazı bölgelerde tarımsal etkinin muhtemelen olumlu olmasına neden olabilir. Ancak, bu değişikliklerin belirli bir parasal maliyeti olabileceği açıktır. 30 derecenin ötesine geçecek ısı artışlarının etkisi ise daha büyük olacaktır.

İklim değişikliği tahminlerinde ortaya çıkacak belirsizlikler nedeniyle bazı süreçler hakkındaki bilgimiz eksik kaldığı ve için tarımsal uygulamalara uyum sağlama potansiyeli konusundaki belirsizlikler de olduğu için bu etki büyük ölçüde olumsuz olacaktır.”

ZENGİN ÜLKELERİN ŞANSI DAHA YÜKSEK

Analizde 2019 yılında küresel işgücünün yaklaşık % 28’inin tarımda istihdam edildiği hatırlatılarak şu noktalar dile getiriliyor; “Bununla birlikte, bazı ülkeler, özellikle gelişmekte olan ülkeler, tarım sektöründe istihdam edilen nüfusun çok daha büyük bir oranına sahiptir ve bu nedenle iklim değişikliği etkisi  bu ülkeleri daha fazla bir maliyete maruz bırakacaktır.

Pazarın bu iklim değişikliklerine duyarlı olan ve bunlardan büyük ölçüde etkilenecek olan diğer sektörleri ormancılık, balıkçılık, turizm ve enerjidir. Bununla birlikte, toplumların iklim krizine uyum sağlama yeteneklerini öngörmedeki belirsizlikler nedeniyle iklim değişikliğinin farklı sektörler üzerindeki toplam etkisini hesaplamak önemli güçlükler taşımaktadır.

Zengin ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere göre şiddetli iklim değişiklikleriyle baş etme şansının daha yüksek olduğunu belirtmek  gerekir. Bu nedenle gelişmiş ülkeler sıfır karbonlu ve yeşil teknolojilere yatırım yapmalı ve bu sektörleri geliştirmeli ve elde ettikleri bilgiyi de gelişmekte olan ülkelerle paylaşmalıdır.”

ABD’NİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ETKİSİNDEN KAÇINMA ŞARTI

Dergide yer alan analizde, “Eğer ABD aşırı ısınmanın etkilerinden kaçınmak ve mevcut emisyonları  azaltma hedeflerine ulaşmak için 5,4 ila 33 trilyon dolar arasında yatırım yaparsa, bundan uzun vadede ekonomik kazançlar elde edebilir. Bu yatırımlar ve politikalar araştırmacılar tarafından ‘kendini koruma stratejisi’ olarak tanımlanıyor.

Aynı araştırmacılar halihazırda belirledikleri iklim değişikliği hedeflerine ulaşan ülkelerin çoğunun gelecekte bu çabalarının ekonomik kazanç olarak geri döndüğünü deneyimleyeceğini ileri sürüyor.

Kuşkusuz tüm bunların olması ve iklim değişikliği hedeflerine yönelik uygun stratejileri uygulamak için uluslar küresel ısınmanın ciddiyetini tanımalı ve düşük karbonlu teknolojiler geliştirmek için daha fazla çalışmalıdır.” deniliyor.

İKLİM KRİZİ EN BÜYÜK KRİZ

2020 yılı başlarında her ne kadar Dünya Ekonomik Forumu iklim krizini küresel ekonominin ve dünya toplumlarının karşı karşıya bulunduğu en büyük risk olarak nitelese de çoklu faktörler bireylerin ve politika yapıcıların bu hareket planı üzerinde davranış geliştirmelerini  zorlaştırıyor. Analize göre iklim değişikliği eylemi, kısa vadeli ve uzun vadeli faydalar arasında bir denge gerektiriyor.

Örneğin bireyler sürdürülebilir ve daha yeşil ürünlere geçiş yapamayabilirler. Büyük şirketler de daha ucuz ama sürdürülemez üretim yöntemlerini kullanmayı tercih edebilirler. Hükümetler ise daha uzun süre daha uygun maliyetli olmalarına rağmen daha yeşil teknolojilerin geliştirilmesine yönelik  büyük finansal yatırımlardan kaçınabilirler.”

BİREYLER TEHLİKE KAPIYA DAYANMADAN HAREKETE GEÇMİYOR

Derginin analizinde iklim krizinin doğrusal (lineer) olmayan bir sorun olduğu hatırlatılarak şu noktaların altı çiziliyor: “Öyle ki, insanlar en ciddi sonuç ortaya çıkmadığı ve kırılma noktasına gelinmediği sürece iklim değişikliğinin etkisini hissetmeme gibi bir duyguya sahipken, harekete geçtiğinde de geç kalınmış bir durumla karşı karşıya kalınıyor.

Dahası yapısal düzey teorisi (CLT), iklim değişikliğinden doğrudan etkilenmeyen insanların onu psikolojik olarak soyut bir kavram olarak gördüğünü belirtirken, soruna bu soyut bakış onları doğrudan etkilenmiş kadar güçlü bir şekilde harekete geçirmeye motive edemiyor.”

(Yapısal düzey teorisi, sosyal psikolojide psikolojik mesafe ile insanların düşüncelerinin ne kadar soyut veya somut olduğu arasındaki ilişkiyi tanımlayan bir teori olarak biliniyor. Genel fikir, bir nesne bireyden ne kadar uzaksa, o kadar soyut olarak düşünülecektir, nesne ne kadar yakınsa, o kadar somut olarak düşünülecektir.”)

STRATEJİLER UZUN VADEDE MEYVESİNİ VEREBİLİR

Analizin son bölümünde şu noktaların altı çiziliyor: “Gelecek her zaman belirsiz olsa da, çalışmalar bu ‘kendini koruma stratejilerinin’ uzun vadede ekonomik kazançlar sağlayacağını gösteriyor. Her ne kadar bireyler, şirketler ve hükümetler için kısa vadeli ve uzun vadeli faydalar arasında bu dengelemeyi yapmak zor olsa da, ülkelerin iklim krizini görmezden gelmeyi bırakmaları ve  çabalarına yoğunluk kazandırmaları hayati öneme sahiptir.

Bu kapsamda düşük karbon teknolojilerine yatırım yapmaları, hem ekonomiye hem de insan sağlığına büyük zararlar verilmesinden kaçınmak için mevcut iklim hedeflerini yerine getirmeleri de hayati önemdedir. Daha da ötesi gelişmekte olan ülkeler iklim krizi karşısında daha kırılgan ve hassastırlar ve daha büyük bir riskle karşı karşıya bulunuyorlar.

Bu nedenle gelişmiş ve zengin ülkelerin iklim değişikliği olgusunun küresel ekonomiye etkisini azaltmak için yeni teknolojiler konusunda destek sağlamaları ve bilgi paylaşmaları önemlidir.”

BİR CEVAP BIRAK